59322 Okuma
Mükellefin Ölümü Halinde Mükellefiyetin ve Ticari İşletmenin Akıbeti
Gerçek kişinin ölümü medeni hukuk bakımından kişiliğin sona ermesi sonucunu doğururken, vergi hukuku açısından da mükellefiyet üzerinde doğrudan sonuç meydana getirir.
Vergi Usul Kanununda ölüm, işi bırakma hükmünde kabul edilmiştir. Dolayısıyla ticari, zirai veya mesleki faaliyeti nedeniyle gelir vergisi mükellefi olan gerçek kişinin ölümü halinde, mükellefin kendi adına yürüttüğü faaliyet ölüm tarihi itibarıyla sona ermiş sayılır.
Ancak mükellefiyetin sona ermesi ile vergisel yükümlülüklerin tamamen ortadan kalkması aynı şey değildir.
Ölüm tarihinden önce doğmuş vergi borçları, verilmesi gereken beyannameler, yapılması gereken bildirimler ve defter-belgelerin muhafazası gibi yükümlülükler ölümden sonra da hukuki sonuç doğurmaya devam eder.
Bu nedenle ölüm halinde vergisel süreç esas itibarıyla iki ayrı başlık altında değerlendirilmelidir:
-
Ölen mükellefin geçmiş ve ölüm tarihine kadar devam eden vergisel yükümlülüklerinin tamamlanması,
-
Varsa ticari işletmenin mirasçılar tarafından devam ettirilip ettirilmeyeceğinin belirlenmesi.
Ölüm Halinde Vergisel Ödevler Mirasçılara Geçer mi?
Vergi Usul Kanununun 12. maddesine göre ölüm halinde mükellefin vergisel ödevleri, mirası reddetmemiş kanuni ve atanmış mirasçılara geçmektedir.
Bu noktada vergisel ödevler ile vergi borçlarının birbirinden ayrılması önemlidir.
Bildirim yapmak, beyanname vermek, defter ve belgeleri muhafaza etmek veya gerektiğinde ibraz etmek gibi işlemler vergisel ödev niteliğindedir.
Buna karşılık ölen mükellefe ait vergi borçlarında mirasçıların mali sorumluluğu farklıdır. Her mirasçı, murisin vergi borçlarından kural olarak kendi miras hissesi oranında sorumludur.
Dolayısıyla vergi idaresinin ölen kişiye ait vergi borçlarını takip ederken mirasçılık durumunu ve miras paylarını dikkate alması gerekir.
Ölümün Vergi Dairesine Bildirilmesi
Mükellefin ölümünün vergi dairesine bildirilmesi gereken vergisel olaylardan biridir.
Bu bildirim, mirası reddetmemiş mirasçılar tarafından yapılır. Mirasçılardan birinin gerekli bildirimi gerçekleştirmesi halinde aynı işlemin diğer mirasçılar tarafından tekrar yapılmasına ihtiyaç bulunmaz.
Ölüm halinde yalnızca normal bildirim sürelerinin değil, Vergi Usul Kanununda ölüm nedeniyle öngörülen süre uzatımlarının da birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Vergi kanunlarında ayrıca özel bir hüküm bulunmadığı durumlarda, ölüm nedeniyle mirasçılara geçen bildirim ve beyanname verme sürelerine üç ay ilave edilmektedir.
Bu nedenle ölüm sonrasında yapılacak her işlem açısından yalnızca genel süreye bakılması yeterli değildir; ilgili vergi kanununda ölüm haline ilişkin özel bir düzenleme bulunup bulunmadığı ayrıca kontrol edilmelidir.
Ölüm Halinde Hangi Beyannameler Verilir?
Mükellefin ölümü, ölüm tarihinden önce doğmuş beyan yükümlülüklerini ortadan kaldırmaz.
Mükellefin sağlığında verilmesi gerektiği halde henüz verilmemiş beyannameleri bulunuyorsa, bunların mirasçılar tarafından tamamlanması gerekir.
Ayrıca ölümün gerçekleştiği vergilendirme dönemine ilişkin işlemler de ölüm tarihi dikkate alınarak sonuçlandırılır.
Ölüm Halinde Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesi
Gelir Vergisi Kanununda ölüm halinde yıllık gelir vergisi beyannamesine ilişkin özel bir süre bulunmaktadır.
Takvim yılı içerisinde gelir vergisi mükellefinin ölmesi halinde, yılın başından ölüm tarihine kadar elde edilmiş olan ve yıllık beyannamede gösterilmesi gereken gelirler için beyanname düzenlenir.
Ölüm halinde yıllık gelir vergisi beyannamesi, ölüm tarihinden itibaren dört ay içerisinde verilir.
Örneğin ticari kazanç mükellefinin yıl içerisinde ölmesi halinde, 1 Ocak ile ölüm tarihi arasındaki ticari faaliyet sonucu hesaplanarak yıllık gelir vergisi beyannamesine dahil edilir.
Bu dönem fiilen mükellefin ölüm nedeniyle sona eren hesap dönemini oluşturmaktadır.
KDV ve Diğer Beyannameler
Ölüm tarihinden önceki dönemlere ilişkin olup henüz verilmemiş;
-
Katma Değer Vergisi beyannameleri,
-
Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannameleri,
-
İlgili diğer vergi beyannameleri
varsa bunların da mirasçılar tarafından tamamlanması gerekir.
Bu beyannamelerde ilgili vergi kanununda ölüm haline özgü ayrı bir düzenleme bulunmuyorsa, Vergi Usul Kanunundaki ölüm nedeniyle süre uzatımı hükümleri ayrıca dikkate alınmalıdır.
Ölüm Halinde Geçici Vergi Verilir mi?
Geçici vergi bakımından ölümün farklı bir sonucu bulunmaktadır.
Gelir Vergisi Kanununda işi terkten sonra geçici vergi ödenmeyeceği kabul edildiğinden, mükellefin öldüğü tarih itibarıyla henüz tamamlanmamış geçici vergi dönemine ilişkin olarak geçici vergi yükümlülüğü doğmaz.
Bununla birlikte aynı takvim yılı içerisinde ölüm tarihinden önce hesaplanmış ve ödenmiş geçici vergiler bulunabilir.
Daha önce ödenmiş bu tutarlar, ölüm tarihine kadar meydana gelen kazanç üzerinden hesaplanacak yıllık gelir vergisinden genel hükümler çerçevesinde mahsup edilebilir.
Mirasçılar Vergi Borçlarının Tamamından mı Sorumludur?
Hayır.
Vergi Usul Kanununda ölüm halinde vergi borçları yönünden özel bir sorumluluk sistemi benimsenmiştir.
Ölen mükellefe ait vergi borçları mirasçılık durumuna göre değerlendirilir ve her mirasçı murisin vergi borcundan miras hissesi oranında sorumlu tutulur.
Bu nedenle örneğin terekeye ait 300.000 TL vergi borcu bulunması, tek bir mirasçıdan koşulsuz olarak 300.000 TL'nin tamamının talep edilebileceği anlamına gelmez.
Öncelikle mirasçıların ve miras hisselerinin belirlenmesi gerekir.
Vergi idaresi tarafından gerçekleştirilecek tarh, tebliğ, tahakkuk ve takip işlemlerinin de bu sorumluluk sınırı dikkate alınarak yürütülmesi gerekir.
Ölen Mükellefin Vergi Cezaları Mirasçılara Geçer mi?
Vergi borçları ile vergi cezalarının ölüm karşısındaki hukuki durumları birbirinden farklıdır.
Vergi Usul Kanununun 372. maddesinde ölüm halinde vergi cezasının düşeceği kabul edilmiştir.
Bu düzenleme cezaların şahsiliği ilkesinin vergi hukukundaki sonuçlarından biridir.
Dolayısıyla ölen mükellefin kendi fiillerinden kaynaklanan;
-
Vergi ziyaı cezaları,
-
Usulsüzlük cezaları,
-
Özel usulsüzlük cezaları
kural olarak mirasçılara intikal etmez.
Ölümden önce kesilmiş olup ölüm nedeniyle ortadan kaldırılması gereken cezaların da durumuna göre terkin edilmesi gerekir.
Bununla birlikte verginin aslı ile vergi cezası birbirine karıştırılmamalıdır.
Ayrıca gecikme zammı ve gecikme faizi gibi fer'i kamu alacaklarının hukuki niteliği vergi cezasından farklı olduğundan, bunların ölüm karşısındaki durumları ayrıca değerlendirilmelidir.
Vergilerin Ödeme Süresi Nasıl Belirlenir?
Ölüm nedeniyle verilen beyannameler üzerinden hesaplanan vergilerin ödeme süreleri Vergi Usul Kanunundaki özel hükümler çerçevesinde belirlenmektedir.
Ölüm nedeniyle mükellefiyetin sona ermesi sonucunda beyan üzerine tarh edilen vergiler, kural olarak ilgili beyanname verme süresi içerisinde ödenir.
Ölüm tarihinde henüz vadesi gelmemiş olmakla birlikte daha önceden tahakkuk etmiş vergiler bakımından da ölüm haline ilişkin özel ödeme hükümlerinin dikkate alınması gerekir.
Mükellefin ölümünden sonra ikmalen, re'sen veya idarece tarh edilen vergilerde ise tahakkuk tarihine bağlı ayrı ödeme süresi uygulanmaktadır.
Ayrıca kamu alacaklarının cebren takip edilmesi aşamasında 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerinin ve miras hukukundan kaynaklanan bekleme sürelerinin birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Ölen Mükellefin Defter ve Belgelerini Kim Saklar?
Mükellefin ölümü geçmiş dönemlere ait ticari defter ve belgelerin saklanması yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.
Vergi Usul Kanununun muhafaza ve ibraz hükümleri uyarınca ölen mükellefe ait;
-
Yasal defterler,
-
Faturalar,
-
Gider belgeleri,
-
Muhasebe kayıtlarının dayanağını oluşturan belgeler,
-
Vergisel işlemlerle ilgili diğer kayıt ve belgeler
kanuni muhafaza süreleri boyunca saklanmalıdır.
Ölüm sonrasında bu sorumluluk mirasçılara geçer.
Dolayısıyla geçmiş dönemlere ilişkin bir vergi incelemesi yapılması veya vergi idaresinin defter ve belge istemesi halinde, mirasçıların bu kayıtları gerektiğinde ibraz edebilmesi gerekir.
Ticari İşletme Sahibinin Ölümü Halinde İşletme Ne Olur?
Gerçek kişi tarafından işletilen ferdi ticari işletmenin sahibinden ayrı bir tüzel kişiliği bulunmamaktadır.
Bu nedenle işletme sahibinin ölümü, işletmenin geleceğinin de belirlenmesini gerektirir.
Mirasçılar açısından temel olarak iki seçenek bulunmaktadır:
1. İşletmenin Faaliyetine Son Verilmesi
Mirasçıların işletmeyi devam ettirmek istememeleri halinde ticari faaliyetin sona erdirilmesine ilişkin işlemler yapılır.
Ölüm tarihi itibarıyla işletmenin;
-
Malvarlığının,
-
Ticari alacaklarının,
-
Ticari borçlarının,
-
Stoklarının,
-
Demirbaşlarının,
-
Diğer aktif ve pasif unsurlarının
tespit edilmesi gerekir.
Ölüm tarihi itibarıyla hazırlanacak bilanço, hesap özeti veya ilgili mali tablolar işletmenin son faaliyet dönemine ait vergisel kazancın hesaplanmasında önem taşır.
Faaliyetin sona ermesinden sonra işletmenin varlık ve borçları artık terekenin unsurları olarak miras hukuku kapsamında değerlendirilir.
2. İşletmenin Mirasçılar Tarafından Devam Ettirilmesi
Mirasçılar işletmenin ticari faaliyetine devam etme kararı da alabilir.
İşletmenin faaliyetinin sürdürülmesi halinde, ölen mükellefin şahsi mükellefiyetinin sona ermiş olması işletmenin ekonomik faaliyetinin de mutlaka sona ermesi gerektiği anlamına gelmez.
Vergi mevzuatı belirli şartların yerine getirilmesi halinde işletmenin mirasçılar tarafından vergisel avantajlarla devam ettirilmesine imkan tanımaktadır.
Miras Kalan İşletmede Değer Artış Kazancı Hesaplanır mı?
Gelir Vergisi Kanununun 81. maddesi ferdi işletmenin sahibinin ölümü halinde uygulanabilecek önemli bir düzenleme içermektedir.
Kanuni şartların yerine getirilmesi kaydıyla;
-
İşletme faaliyetinin mirasçılar tarafından devam ettirilmesi,
-
İşletmeye dahil iktisadi kıymetlerin kayıtlı değerleriyle devralınması,
-
Bilanço esasına göre defter tutulması halinde işletmenin aktif ve pasifinin bütün halinde intikal ettirilmesi
durumunda işletmenin devrinden dolayı değer artış kazancı hesaplanmaz.
Bu düzenleme işletmenin sırf sahibinin ölümü nedeniyle vergisel tasfiyeye zorlanmasını önleyen önemli bir kolaylık niteliğindedir.
Dolayısıyla şartları sağlanan bir işletme intikalinde, iktisadi kıymetlerin piyasa değerine çıkarılması suretiyle ayrıca değer artış kazancı hesaplanması söz konusu olmaz.
Miras Yoluyla İşletme Devrinde KDV Hesaplanır mı?
İşletmenin mirasçılar tarafından devam ettirilmesinde Katma Değer Vergisi Kanunu açısından da özel bir düzenleme bulunmaktadır.
KDV Kanununun 17/4-c maddesinde, Gelir Vergisi Kanununun 81. maddesinde belirtilen ve gerekli şartları taşıyan işlemlerin KDV'den istisna olduğu düzenlenmiştir.
Bu nedenle ferdi işletmenin ölüm nedeniyle mirasçılara intikali ve faaliyetin kanunda belirtilen esaslar dahilinde devam ettirilmesi durumunda, işletmenin sırf bu intikali nedeniyle ayrıca KDV hesaplanması gerekmez.
Ancak burada önemli olan husus, işlemin gerçekten Gelir Vergisi Kanununun 81. maddesinde belirtilen şartlara uygun şekilde gerçekleştirilmesidir.
Şartların sağlanmadığı devir işlemlerinde vergisel sonuç farklılaşabilir.
İşletmeyi Devam Ettiren Mirasçılar Ne Yapmalıdır?
Mirasçıların faaliyeti sürdürmeye karar vermesi halinde yeni durumun vergi idaresine bildirilmesi ve mükellefiyet kayıtlarının buna göre düzenlenmesi gerekir.
Vergi Usul Kanununda işe başlamanın bildirilmesine ilişkin hükümler bulunduğu gibi, veraset yoluyla devralınan işletmeler konusunda idari düzenlemelerde de açıklamalara yer verilmiştir.
Burada en önemli konulardan biri, ölüm tarihi ile mirasçıların işletmeye fiilen devam etmeye başladığı tarih arasındaki işlemlerin doğru şekilde belgelendirilmesidir.
Ölüm sonrasında ticari işlemlere devam edildiği halde yeni mükellefiyet durumunun açık biçimde oluşturulmaması;
-
İşlemlerin kimin adına gerçekleştirildiği,
-
Faturaların kimin mükellefiyeti kapsamında düzenleneceği,
-
Beyannamelerin hangi mükellef adına verileceği,
-
İşletmenin miras ortaklığı tarafından mı yoksa belirli mirasçılar tarafından mı işletildiği
konularında sorunlara neden olabilir.
Bu nedenle işletmenin devam ettirilmesine ilişkin vergisel işlemlerin mümkün olduğunca gecikmeden tamamlanması önem taşır.
Defter ve Belgelerin Durumu
İşletmenin mirasçılar tarafından devam ettirilmesi halinde defter ve belge düzeninin de yeni mükellefiyet yapısına uygun hale getirilmesi gerekir.
İlgili düzenlemeler kapsamında işe devam eden mirasçıların takip eden hesap döneminde kendi adlarına kullanılacak defter ve belgeler için gerekli işlemleri gerçekleştirmeleri gerekir.
Ölüm tarihinden hesap döneminin sonuna kadar kullanılacak mevcut defter ve belgelerin durumu ise işletmenin kesintisiz olarak devam edip etmediği ve ilgili idari düzenlemeler dikkate alınarak değerlendirilmelidir.
Benzer şekilde işletmede ödeme kaydedici cihaz kullanılıyorsa cihaz üzerindeki mükellefiyet bilgilerinin de yeni duruma uygun hale getirilmesi gerekir.
Mirasçılar Belirlenmeden İşletme Faaliyetine Devam Edilebilir mi?
Uygulamada en fazla tereddüt yaratan konulardan biri, ölümün gerçekleşmesi ile mirasçılık durumunun kesinleşmesi arasındaki dönemdir.
Bu süreçte işletmenin ticari faaliyetinin devam etmesi gerekebilir.
Ancak vergisel işlemlerin kimin tarafından ve hangi hukuki sıfatla gerçekleştirildiğinin açık olması önem taşır.
Terekenin yönetimi için mahkeme tarafından kayyım veya başka bir görevli atanmış olması halinde, bu kişinin vergisel yükümlülükler bakımından da belirli görevler üstlenmesi mümkündür.
Özellikle süreli vergisel işlemler, devam eden ticari faaliyetler ve tebligatlar açısından terekenin temsil durumunun gecikmeden belirlenmesi uygulamada önemli sorunların önüne geçebilir.
Ölüm Halinde Vergi İşlemlerinde Dikkat Edilmesi Gerekenler
Gelir vergisi mükellefi gerçek kişinin ölümünden sonra işlemlerin yalnızca vergi dairesine ölüm bildirimi yapılmasıyla tamamlandığı düşünülmemelidir.
Somut duruma göre;
-
Ölüm tarihine kadar ticari kazancın hesaplanması,
-
Yıllık gelir vergisi beyannamesinin hazırlanması,
-
Önceki dönemlere ait eksik beyannamelerin tamamlanması,
-
Vergi borçlarının tespit edilmesi,
-
Mirasçıların sorumluluk oranlarının belirlenmesi,
-
Vergi cezalarının ölüm nedeniyle değerlendirilmesi,
-
Defter ve belgelerin muhafaza edilmesi,
-
Ticari işletmenin devam edip etmeyeceğinin kararlaştırılması,
-
İşletme devam edecekse yeni mükellefiyet işlemlerinin yapılması,
-
GVK 81 ve KDVK 17/4-c hükümlerinin uygulanabilirliğinin kontrol edilmesi
gerekebilir.
Sonuç
Gelir vergisi mükellefi gerçek kişinin ölümü, vergi hukukunda çok sayıda sonucu aynı anda ortaya çıkaran özel bir durumdur.
Ölüm, Vergi Usul Kanunu bakımından işi bırakma sonucunu doğurmakla birlikte, mükellefin geçmiş dönemlere ve ölüm tarihine kadar devam eden faaliyetine ilişkin vergisel yükümlülükleri tamamen ortadan kalkmaz.
Mirası reddetmemiş mirasçılar bazı vergisel ödevleri yerine getirmek zorunda kalırken, murise ait vergi borçlarından da kendi miras payları ölçüsünde sorumlu olurlar. Buna karşılık cezaların şahsiliği ilkesi nedeniyle ölen mükellefe ait vergi cezalarının durumu vergi borçlarından farklıdır.
Ticari işletmenin mirasçılar tarafından devam ettirilmesi halinde ise Gelir Vergisi Kanununun 81. maddesi ile Katma Değer Vergisi Kanununun 17/4-c maddesinde önemli vergisel düzenlemeler bulunmaktadır.
Özellikle ölüm sonrasında işletmenin ticari faaliyetine ara verilmeden devam edilmesi planlanıyorsa mükellefiyet, defter, belge, beyanname ve işletmenin intikaline ilişkin işlemlerin birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Bu süreçte miras hukuku ile vergi hukukunun iç içe geçmesi nedeniyle her ölüm vakasının kendi özellikleri dikkate alınarak değerlendirilmesi, vergisel risklerin önlenmesi bakımından önem taşımaktadır.
Sorunuz varsa sorunuzu buradan ekleyebilirsiniz.
Ferdi Asım Hellaç
Mali Müşavir
YASAL UYARI : İnternet sitemizde yer alan yazıların tüm hakları saklıdır. Ancak yazar ve site kaynağının aktif linkine yer verilerek alıntı yapılabilir. YAZILAR AYNEN YAYIMLANAMAZ. Aksi yönde eylemler hakkında Fikir ve Sanat Eserleri Kanunundaki tazminat ve ceza hükümlerinin uygulanması için hukuki süreçler başlatılacaktır.
Paylaş